Çocukluğumun Kilometretaşları
20 Nisan 2015
Hiç şüphesiz ben bugün birçok şeyden ibaretim. Aileme duyduğum sonsuz sevgiden, en güzel ve en kötü günlerimi paylaşabildiğim dostlarımdan, aşık olmaktan, hızlı iletişimlerden ve yaşam biçimlerinden haz etmemekten, rakı sohbetlerinden, şarap keyiflerinden, Anadolu yakasında yaşıyor olmaktan, akşam yürüyüşlerimden, gözümün miyobundan, okuduğum kitaplardan, duyduğum şarkılardan, tanıdığım insanlardan ve daha birçok şeyden ibaretim. Ama en çok; herkes gibi, çocukluğumdan ibaretim.

İşte kilometretaşlarım.

Erdek

Daha önce yazdığım bir yazıda da bahsetmiştim, “üstümde en sevdiğim bikinim, yanımda sevdiğim insanlar, elimde havlum, çantamda şeftalim”. Çocukluğumun yazlarını geçirdiğim yer Erdek'ti. Alabildiğine kum pırıl pırıl plajında bütün günü geçirmek, akşamüzerleri evin arka balkonunun gölgesine çekilip dondurma yemek, anneannemle Foto Sami’ye sürekli fotoğraf çektirmek ve bütün bunları kapsayan o his; çok sevmek ve koşulsuz sevilmek. Bugün gidenler var, kalanlar var ama değişmeyen tek şey o koşulsuz sevgi ve ben hala çok şanslıyım.



Tren yolculukları

Ankara’da doğmuş olsam da 4 yaşındayken İstanbul’da yaşamaya başladığımdan, sömestr demek Ankara demekti benim için. Trene karşı duyduğum muazzam sevgi o zamanlar başladı sanırım. Tabii o günlerde şimdiki gibi kitap okumak ya da restoranda şarap içmek gibi aktivitelerim yoktu. Daha ziyade trenin koridorunda tanımadığım insanlara balede öğrendiklerimi sergilemek, Ankara’ya yaklaştıkça anneme saçlarımı taratmak gibi bazı alışkanlıklarım vardı. O ışıklar görünmeye başlayınca yine benden mutlusu olmazdı. Çünkü hayatta en sevdiğim insana, anneanneme kavuşacak olmanın işaretiydi o ışıklar.



Ayşegül serisi

Kitabı sevmeye, okumayı öğrenmeden önce başladım. Birçok çocuk gibi onları kucağıma alır bıkmadan yüzlerce kere sayfalarını çevirerek ezberlerdim. Bende yeri her zaman ayrı olanlar ise Ayşegül serisiydi. Uzun uzun resimlere bakar, hayaller kurardım. Bugün en sevdiğim becerim olan hayal kurabilmeyi ve tek başına vakit geçirmekten keyif almayı Ayşegül'le ilişkime borçluyum belki de.



Not: Kesilmiş kısım, sayfadaki köpeği çok sevmiş olmamdan kaynaklanmış sanırım.

Barış Manço

Müzik kavramını ilk onunla tanıdım belki de. İlk onun şarkılarını ezberledim, konuşmayı yeni sökmüşken. Arkadaşım Eşek, Anlıyorsun Değil mi, Dönence, Gibi Gibi, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa. Yaşım büyüdükçe benimle birlikte gelmeye devam ettiler. Yalnızca müziğiyle değil beden diliyle, ruhuyla hayran olduğum bu adam, aynı anda kibar ve son derece havalı olabilmenin en güzel kanıtydı benim için. Ne de olsa "kırk yılda bir gelir Barış gibisi".

Sizi 2 yaşındaki performansımla başbaşa bırakıyorum. Ne söylediğimi anlayamayanlar için, genel çerçevede ona olan sevgimi adını defalarca tekrarladığım cümlelerimle ifade ettiğimi söyleyebilirim.




Begüm Başoğlu
begumb@gmail.com