Gerçek Hayatın Gerçek Kahramanlarına
10 Ocak 2014
Geçtiğimiz Cumartesi günü başıma çok güzel bir şey geldi. The Secret Life of Walter Mitty’yi seyrettim.

Tam anlamıyla bu hissi verdi bana film, "başına çok güzel bir şey gelmesi".

Türkçe'deki adıyla "Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı", Ben Stiller’ın yönetmenliğini yaptığı ve başrolünde oynadığı olağanüstü bir film. Hayalgücü son derece kuvvetli, birçok insanın pek de anlayamadığı bir adam Walter Mitty.

Ben burada ne filmi, ne Ben Stiller’ın geçmiş yönetmenlik denemelerini ne de oyuncu performanslarını değerlendireceğim. Nitekim bir sinema yazarı da değilim. Ancak bu filmin beni neden bu denli etkilediğini anlatmak istiyorum.

Film, belki de en çok kafa yorduğum konulardan birini işliyor. –Mış gibi yaşamaktan yorulmayan insanların yönettiği ama gerçekte yapan, eden, yaratan insanların çoğu zaman arka planda kaldığı bir dünyada yaşadığımızı hatırlatıyor. Ben de ne zaman bu gerçeğin bir uzantısını yaşasam “Bir rahatla” demek istiyorum o insanlara. "Bırak, kahramanı sen olma şu işin de. Başkası yaptıysa hakkını ver. Geceleri başını yastığa koyduğunda senin 'gerçekte' ne yaptığın bütün mesele. Tut ki kandırdın herkesi. Peki rahat mı vicdanın? Emeklerin gerçek sahipleri ödüllendirilmediyse; hadi ödülü geçtim bilinmediyse hakikaten rahat uyuyabilecek misin? Hem neyin savaşı bu?" diye sormak istiyorum. İşte bu yüzden Walter Mitty'yi yazıyorum şu an.



Ve bana kurumsal bir binaya el yapımı bir pastayla girmenin nasıl da insanların yargılayıcı gözlerine maruz kaldığını hatırlattığı için yazıyorum. Etrafın insani özelliklerini kaybetmiş, “havalı olmaya çalışan birtakım yaratıklar”la dolu olduğunu gösterdiği için yazıyorum. En önemlisi de, bütün bunlara rağmen Walter Mitty'ler, Sean O'Connell'ların yaşadığını hissettirdiği için yazıyorum.

Ve son olarak "This is Ground Control to Major Tom" diyorum.