Rue de la Bûcherie, 37 Numara
27 Mart 2013
Paris'e her gittiğimde içinde kendimi kaybettiğim bir yer var. Benimle birlikte dünya üzerinde milyonlarca insan tam anlamıyla bu hissi yaşıyor. Shakespeare and Company’den bahsediyorum. Bilenler bilmeyenlere anlatsın misali ben burada sıfırdan başlayacağım. Bu bahsettiğim muhteşem kitapçıyı bilenler, bir de üstüne hikayesini çoktan dinlemiş/okumuş olanlar, direk sondan bir önceki paragrafa geçebilir! Diğer gruptakiler ise, kendilerini Paris'te hissettirecek bir müzik koyup (mesela Lester Young, beni Edith Piaf’tan daha çok orada hissettiriyor) yazının tadını çıkarsınlar, ve tabii bir sonraki Paris seyahatleri için adresi not almayı unutmasınlar.

Shakespeare & Co kapısından içeri adımınızı atmadan her günkü kimliğinizden sıyrılmanızı öneriyor size. Zira içerde bambaşka kimlikler ve hayal dünyalarına gireceğiniz kuvvetle muhtemel.

Burası, kitaplara, okuyuculara ve yazarlara tutkuyla bağlı George Whitman'ın 1951 yılında hayata geçirdiği hayali. Anaïs Nin, Henry Miller ve Lawrence Ferlinghetti’nin yanı sıra birçok Beat Kuşağı yazarının, defalarca kapısından içeri girmiş olduğu kitapçı, önce Le Mistral adıyla açılmış ve ardından, Nisan 1964'te William Shakespeare'in doğumunun 400. yılı şerefine ve Sylvia Beach'in 1919 yılında açtığı, Ernest Hemingway, Gertrude Stein, F. Scott Fitzgerald, T.S. Eliot ve Ezra Pound gibi yazarların buluşma noktası olan orijinal Shakespeare and Company kitapçısının anısına bu ismi almış.



1913 yılında doğan George Whitman -acaba Walt Whitman’la bir akrabalığı var mı diye soranlara hem evet hem hayır diyebilirim. Zira George'un babasının adı da Walt'mış ancak bu tamamen bir isim benzerliği. George ise şair Walt Whitman'ın ruhani atası olduğuna inanmış hep- 1951 yılında tüm kitaplarını halkın erişimine açık hale getirerek, Rue de la Bûcherie’deki bu kitapçıyı açmış. Bir kitapçıdan çok bir kütüphane mantığı ve ruhuna sahip bu mekan, yıllarca birçok yazarın uyuyup çalıştığı bir yer olmuş. Aynı zamanda parası olmayan arkadaşlarına da üst kattaki yatakları sunan George, Allan Ginsberg, Alan Sillitoe, William Burroughs ve Gregory Corso gibi isimlerle edebiyat etkinlerine ev sahipliği yapmış.

Kitapçı 1966 yılında, bir lisans problemi gerekçesiyle (sözde sebebiyle diyelim) kapatılmış ancak kısa bir süre sonra Jean-Paul Sartre, Pablo Neruda ve Marguerite Duras gibi isimlerin protesto yazılarıyla tekrar açılmasına karar verilmiş ve George'un ölümünden (2011) sonraki bir hafta dışında hiç kapalı kalmamış. 98 yaşında kitapçısının üzerindeki odasında hayata veda eden George, en kıymetli mirası Shakespeare and Company’i, kendinden 67 yaş küçük kızı Sylvia'ya bırakmış.

Mekanın tüm ruhuna sadık kalarak (2003 yılında kitapçıya telefon bağlatmak gibi gereklilikler dışında) burayı yaşatmaya devam eden Sylvia, çeşitli edebiyat etkinlikleri ve festivalleri organize etmeye devam ediyor.Raflardaki eski ciltli kitapların kalbi hızlı attırdığı, Elliott Erwitt'in Sylvia Plath’e göz kırptığı bu mekanda hem edebiyat hem de sanat kitaplarına ilişkin muazzam bir koleksiyon var. Üstelik bu koleksiyon, eskinin büyüsüne sadık kaldığı kadar yeniyi de hiç zaman kaybetmeden içine alıyor.



Gidenler bilir, giriş katından yukarıya uzanan dar ahşap merdivenin başlangıç noktasında şöyle yazar, “Üst katta, çalmanız için bir piyano bulacaksınız.” Ve ben bu yazıya tekrar bakıp gülümserken, müthiş müzikler geliyor kulağıma. Heyecanla basamakları tırmanıp, o çok sevdiğim odaya giriyor ve tam da piyanonun yanı başında boş bir koltuk buluyorum. Tam karşımdaki döşekte okuduğu kitabın dünyasına dalmış bir adam, çaprazımda bu müziği dinlerken bir taraftan göz yaşlarını silen bir kız, onların yanında birbirlerine sıkıca sarılmış bir çift... Yanımda ise gözleri kapalı müziği dinleyen güzel bir kadın.

Saçlarına yanan bir mumla şekil veren bu ilginç insan, bugün bile milyonlarca insana ilham vermeye ve onları iyi hissettirmeye devam ediyor.