Sevdiğim Kadınları Alan Mayıs
24 Haziran 2014
“Kısa ve gri beyaz kalın telli saçlar, siyah bir ten, iri yüz hatlarına uyum sağlayan kemersiz ancak kanatlı bir burun, biri daha kısık bakan, mutluluğun altında yatan burukluğu eleveren gözler ve içten bir gülümseme.”

5 Eylül 2008, K Dergisi

Maya Angelou’yu anlatmaya işte böyle başlamışım bundan altı yıl önce. Ve yaşadığı korkunç olay yüzünden beş yıl boyunca ağabeyi dışında kimseyle konuşmamasından, yazmaya nasıl başladığından, karşılaştığı ırkçı yaklaşımlardan, on altı yaşında anne olmasından, insan hakları çalışmalarından ve 80. yaş gününü beş ay önce çok keyifli bir kalabalıkla kutlamış olmasından bahsetmişim.



Bu dergiyi yıllar sonra kitaplıktan çıkarmama sebep olan şey, Maya Angelou’nun geçtiğimiz Mayıs’ta ne yazık ki hayatını kaybetmesiydi. Alıntılar defterlerimde en çok yer alan yazarlardan biri olan Angelou’nun ölmüş olmasına üzülmenin yanı sıra beni düşündüren şey yine bir Mayıs ayı olmasıydı. Hayatımda en çok sevdiğim kadını kaybettiğim ay. Bu dünyada varolmamı ona borçlu olmamın ötesinde hem ruhuna hem duruşuna hayran olduğum o insan. El yazısıyla yazılmış notlara kalbi hızlı çarpan ben, o hayatta olduğu süre boyunca onun kelimeleriyle çevrili olacak kadar şanslıydım hep.

Her daim kendine güvenen duruşunun ardındaki ince ruhu, özgürlüğüne olan düşkünlüğü, insanlara verdiği değer, bir odaya girdiğinde bile her şeyi değiştirmesiydi onda en çok hayranlık duyduğum.

Anneannemle olan bu farklı bağımı tek bir sohbetle belki de en iyi anlamış insanlardan biri olan Isabella Blow’u düşündüm sonra. Philip Treacy, Alexander McQueen ve Hüseyin Çağlayan gibi isimlerin başarısında büyük payı olan, her daim içinden geleni yaşayan o kadını. Tanışır tanışmaz ona anneannemin şapkalara olan düşkünlüğünü anlatırken bulmuştum kendimi. Ve ardından onu ne kadar özlediğimi söylerken. Gözlerime bakıp sadece “Ne zaman?” diye sormuştu. “Mayıs’ta” demiştim. Henüz dört ay olmuştu.

Derin sohbetimizin ardından çıplak ayaklarıyla yürüdüğü sokağın ortasında çantasından bir kağıt çıkarıp koparmış, üzerine telefon numarasını yazmıştı. Kağıdı parmaklarımın arasına tutuşturup sonra da ellerimi ellerinin içine aldı. “Ne zaman istersen ara.”

Tam 1 yıl sonra yine bir Mayıs ayında bu defa o gitti. Kendi isteğiyle.



Mayıs’ın bir bildiği var demekten başka çare yok sanırım.

Hepsinin orada tanışmış olması dileğiyle.

begumb@gmail.com