Gang Bang
09 Ocak 2014
Suç işlemek nasıl böylesine cezbedici olabilir?

“Kendimi bildim bileli her zaman bir gangster olmak istemişimdir” demişti Ray Liotta, Goodfellas'ta. Ben de öyle. Bu yazıyı yazarken de zaten kendime bir duble viski koydum, puromu yaktım ve daktilomun (ona Macbook diyen insanlar da var, anlamıyorum?) başına geçtim.

Düşünsenize: 1940'ların sonu, Los Angeles'tasınız. Şehrin en cool jazz klübünün hemen alt katında. Yukarıdan müziğin sesi geliyor hafifçe. Büyük paraların yanı sıra itibarların da söz konusu olduğu masada sıkı bir poker dönüyor. Yuvarlak masanın etrafında çizgili takımlarını giyen erkekler jilet gibi görünüyorlar. Yakalarındaki karanfillerle hepsi gerçek birer centilmen. Büyük pırlantaları, parıltılı kıyafetleri ile Küba purolarını içen kadınların dumanından ortamın ışığı da iyice loş görünüyor. Odaya yayılan bu sis bulutu her an bir 'patlama' yaşanacağı gerçeğini gizlemeye çalışıyor sanki.



Böylesine ihtişamlı görünen bir dünyaya ait olmak suç işlemek gerektiriyorsa, tetiği çekmeye sonuna kadar hazır olan insanlar olduğuna eminim. Gangsterlerin bu gösterişli yaşamları ve stilleri öylesine bir hayat vaat ediyor ki suç işlemek bile cazip geliyor insana. Hem adrenalini kim sevmez ki?

Peki soruyorum size, bu ruhu içinizde hissetmek için illa aranan bir suçlu olmanız gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Çok daha kolayı var; serçe parmağınıza monogramlı kocaman bir yüzük takın ve kriminal dünyanın gösterişli tavrına ışınlanın.