Teslim Ol.
12 Ocak 2014
Allah kahretsin. Hangi noktada oldu bu bana? Annemin karnından 8 ay sonunda çıkmaya karar verdiğim an mı belli etti kendini? Bilemiyorum. Sylvester Stallone’u hep çok sevdim, Kadir İnanır’ın o maço hallerini, He-Man’in haykırışlarını: Güç bendeeeeeeee artık. Aman allahım, ilk köpeğimin ismi de Mafya’ydı. Olacak iş değil. Kime meydan okuyorum ben? Bu dünyayı ben mi yarattım, omuzlarımda tüm insanlığın yükünü mü taşıyorum? 9 ay annemin karnında kalmak yerine, kafa tutup yok saydığım bir ay bana ne kazandırdı? Bu maço haller, hayatıma girmeye çalışanlara dayattığım kurallar, girenlerden kestiğim haraçlar, direndiğim ve içinden çıkamadığım olaylar, kontrol etmeye çalıştığım bir hayat…

Allahtan çok kısa da olsa Ubud girdi hayatıma, sadece on gün kaldı ve sonra gitti. Orada, bir gün içinde yüz defa “Merry Christmas” dileyen bir resepsiyonist vardı, restoranlar İngilizce anlamasa da “ok ok” diyip gülümseyen garsonlarla dolup taştı. Karmaya inandığı için, yanlışlıkla tarifenin on katı fazla ödenen parayı iade eden bir taksi şöförü, günde üç defa tanrılarına ikramda bulunan kadınlar, tütsü kokan sokaklar, trafiğin ters ve zamanın yavaş aktığı volkanik bir ada olan Bali’nin, elindeki 500 dolarla kendini milyoner hissettiren bir şehriydi Ubud.



Bali’ye balayına gitmedim. Gitmezdim, çünkü kafamdaki balayı için çok klişe bir mekandı. Hayatıma girecek erkek de mesela sakallı olmalı, espri yapmalı, bembeyaz dişleri harika bir gülüşü olmalı, parmakları uzun, evi kitaplarla dolup taşmalıydı. Çünkü ben biliyorum! 8 aylıkken çıkmam gerektiğini çok iyi bildiğim gibi, kime aşık olmam gerektiğinden, nerede balayına gitmem gerektiğine kadar her şeyi. Uçak kaçırmanın, terkedilmenin, parasız kalmanın çok kötü şeyler olduğunu biliyorum mesela. Bahçeli bir evde yaşasaydım, sert bir yüz ifadem olmasaydı, 1.30 cm koşabilecek bir atım olsaydı daha mutlu olacağımı da biliyorum. Ve “kötü” olanlara direnirken “iyi” olanları direterek yaşıyorum, kendi hayatımın mafya babası tadında.

Mesela elime bir silah tutuştursalar sıkacağım dolu an var, allahtan tutuşturmuyorlar. Bali’de bir türlü yaptıramadığım masaj randevumu alamayan kadına sıkacağım gibi. Sevmesini isteyip de sevemeyen insanlar, müsabakada engel reddeden atlar, olmasını isteyip de olamayan işler, güzel geçmesini isteyip de geçmeyen günler var işte. Ve gerçek şu ki hepsini çekip vurmam imkansız.

Ubud’da kaçırdığım masajlara lanet ettiğim gün, durdum ve teslim oldum. İçimi öyle bir korku sardı ki, sanırım ölüm gibiydi. Ya da yenilmek gibi. Halbuki teslim olmak yenilmek değil kazanmaktı.

Bunu anladığım gün Bali’de balayında bile olabilirim, hiç farketmez.