Son Derece Samimi bir Federico Babina Röportajı
10 Haziran 2014
Son zamanlarda birçok internet sitesinde ve sosyal medya hesaplarında illüstrasyonları paylaşım zirvesine koşan bir isim var. Çalışmaları evimin bir köşesinden bana baksın yeter ki diyecek kadar renkli ve enteresan, baktıkça düşündüren, düşündürdükçe aslında serisi yapılabilecek ne çok konu var sorularıyla başka derin konulara sürükleten yani kısacası kozmik reaksiyonlar zincirine kadar uzanacak etkisi olan bir şahsına münhasır’dan bahsediyorum: Federico Babina.

Federico ile arkadaşlığımın başlangıcı tam anlamıyla ‘sanal alem’in ‘harikalar diyarı’na dönüşü zamanına denk geliyor. Günümüzde artık kimse ulaşılamaz değil. Çalışmalarını, duruşunu, hassasiyetini, aklını beğenip “yaptığın şey çok güzel, farkında mısın” diye e-mail attığım insanlardan biri. Çok enteresandır ki bu deli işi mesaj/e-maillerim hep karşılık buldu ve süper dostluklara dönüştü.

Gözlem gücü yüksek, eğlenirken düşünen, hayalindekilerin uygulamalarını tamamiyle şeffaf bir düzende kurgulayan ve renklerin o kısmi büyüleyici, kısmi kararlı yüksek etkisini mükemmel kullanan İtalyan bir mimar ve grafik tasarımcısı.

En çok konuşulan işi ARCHIST/ ARCHICINE olsa da, tüm seriyi şiddetle tavsiye eder tatlı sohbetimizi bir solukta okumanızı dilerim. Bu arada ‘senin favorin hangisi’ diye sorduğunda inanın ben de onunla aynı fikirdeyim: henüz daha başlamadıkları.

ARCHIST



ARCHICINE



ARCHISET



ARCHIBET



ARCHIMACHINE



ARCHIPORTRAIT



ARCHIPIXEL



Selam Federico.

Selam.

Bu sabah nasıl uyandın, her gün uyguladığın bir rutinin var mı?

Sessiz. Her sabah 2 köpeğimle beraber sahilde yürüyüşe çıkıyorum. Bu yürüyüşler oldukça önemli ve ilham verici dakikalarla dolu çünkü düşünüp taşınmak ve rahatlamak için zamanım oluyor.

Yakın zamanda yayınlanan ARCHIPORTRAIT,ARCHIST,ARCHICINE ve ARCHIMACHINE gibi muazzam fikirlerin arkasındaki isimsin. Nasıl hissediyorsun? Aslına bakarsan tüm bu fikirleri nasıl geliştiriyorsun?

‘’Archiwell’’ hissediyorum diyebilirim(‘well’ ingilizcede iyi anlamına geliyor). Çalışmalarımın sonuçlarından tatmin olduğumu söyleyebilirim fakat onları geçmişimin birer parçası olarak görüyorum. Bu nedenle de sürekli geleceğe bakmaya çalışıyor ve yeni “hassas alanlar” hayal edip onları illüstrasyonlarımda betimlemeye çalışıyorum.

Bildiğin gibi son zamanlarda herkes ‘’Archist’’ adlı çalışman hakkında konuşuyor. Sanatı binalara dönüştürmek ya da iç içe geçmesini sağlamak diyelim, mükemmel bir fikir. Açıkcası sanat ile mimarinin bir noktada buluşması fikri beni hep çekiyor. Nasıl başladın çalışmaya, fikir nereden çıktı?


Sanata aşığım bu da mimari projelerimi şekillendirmemde bana her zaman ilham kaynağı olan bir olgu. Aslına bakarsan temel düşünce fırçamı kullanarak oluşturduğum 27 küçük mikro projeyi tam anlamıyla birbirine bağlamaktı. Kullandığım bu stille hayalgücüm bayram etti diyebilirim; sanat ile bezenmiş abartılı bir mimari, artistin dili ile tasarlanmış ve inşa edilmiş oldu.

Peki senin favorin hangi proje ya da çalışırken en çok zevk aldığın?

Henüz bir favorim yok, herbirini benim için özel kılan ufak elementler var. Favori illüstrasyonum gelecek çalışmam, hayalini kurduğum ama henüz var olmayan diyebilirim.

Çağdaş sanat hakkında ne düşünüyorsun? Çağdaş sanatın gelişiminden sonra mimarinin fonksiyonu yavaşça değişmeye başladı...

Sanat ve mimari birbirleriyle konuşan ve hafifçe dokunan iki disiplin bence. Mimarinin tanımı ve işlevi çağdaş sanatın gelişimiyle devamlı değişmekte diyebilirim.Sanat, mimari ve heykeltraş kopmayan bir ip ile ‘tarihsel’ olarak bağlılar. Mesela mimari tasarımlara doğrudan ilham vermiş birçok tablo ve heykel örnekleri bulabiliriz. Bir mimari şeklin arkasına saklanmış sanatı bulmak veya kanvas tabloya yansımış olan bir binanın geometrisini görmek kolaydır. Sanat tarihini mimariyi dikkate almadan düşünmek ise imkansız.

Ressamlık, heykeltraşlık ve mimari her zaman birbirlerini tamamlayan, yeri geldiğinde etkileyen ve ortak yollar oluşumasını sağlayan ve bu yolda büyüyerek ilerleyen disiplinler olmuşlardır. Heykel mini bir mimariye benzer; bir binanın ön cephesi tablo haline gelebilir ve o bina becerikli bir heykeltraşın ellerinde şekil alabilir.

Şu an ne üzerinde çalışıyorsun?

Aslında her zaman birden fazla proje üzerinde aynı anda çalışıyorum. Daha dinamik bir yaklaşıma sahip olmamı sağlıyor. Multitask bir grafik tasarımcısıyım diyebilirim. Paralel evrenlerdeki gizli mimarileri bulmayı seviyorum, bu bağlamda illüstrasyon bana alternatif dilleri keşfetmemde yardımcı oluyor. Ama mimari her zaman başrolde. Mimari, müzik ve müzisyenler arasındaki imkan/sız ilişki üzerinde çalışıyorum.

“Late 60’s” benim için muhteşem bir dönem. Biliyorsun her şeyin ortaya çıktığı zamanlar : çağdaş sanat, popüler sanat, gösteri sanatları, özgür müzik, şiir... Bir mimar olarak senin de hayranı olduğun herhangi bir zaman aralığı var mı?

Aslında ben de o efsane 60’ların sanat ve kültürü etkisinde dünyaya gelip büyüdüm . Her ne kadar keskin sınırlar çizmekten hoşlanmasam da, belki de bana en çok ilham veren dönem olduğunu söyleyebilirim.

Şu an nerede yaşıyorsun? Sana ilham veren birçok şehir olmalı ya da aksine ‘’kendini rahat hissetmediğin, yanlızlığa/boşluğa düştüğün’’…

Barselona’da yaşıyorum. Barselona’ya ve onun ışığına aşığım diyebilirim. Öyle bir şehir ki size yaşam tarzınızı seçebilme imkanı tanıyor.

Yeni sayımız ‘’Ethnic Roots’’a adanmış durumda. Sence italyan olman çalışmaların üzerinde etkili mi?

Şüphesiz ki bizi kuşatan ve bize eşlik eden ortam, hassasiyetimizin inşaasında ve oluşumunda önemli bir unsur. Fakat ben insanlara inanırım, onların geldiği ülkelere değil. Zamandan ve konumdan bağımsız büyüleyici bir rotayla yola koyulan dahice birçok insan var.

Şunu paylaşmadan geçemeyeceğim; 30. yaş günüm için yakın bir arkadaşım çalışmalarından birini (Archimachine Australia) hediye etti. Mutluluktan havalara uçtum, bildiğin gibi çalışmalarının büyük bir hayranı ve takipçisiyim. Aslına bakarsan hediye oldukça uygundu çünkü arka planda mecazi bir anlam da vardı. ARCHIMACHINE serisi için de betimlendiği ülkenin ve kültürünün oldukça başarılı birer incelemesi diyebiliriz. Peki tüm bunların arkasında birer metafor var mı?

Bu illüstrasyon projesi mimarinin mekanların (dolayısıyla betimlenen ülkelerin) ve içerisinde ikamet eden insanların kimliklerinin kurgulanmasında nasıl da temel bir parça oluşunun mecazı bir çalışması diyebilirim. Mimarinin makineleştirilerek betimlenmesi o ülkenin ve kültürünün hikaye tadında keşfine olanak sağlıyor. Mimari yaşantımızı etkileyen ve zaman zamanda ona sözünü geçiren karmaşık bir sistem. Bizler kısmen de olsa içerisinde ikamet ettiğimiz yerin ürünüyüz. Biz binalarımızı yaparız ve bunu takiben onlar da bizi biz yaparlar. Bir nevi ‘’Genius Loci’’ konseptini örnek olarak gösterebiliriz. Eski bir roma inanışı olan Genius Loci’de mekanın kendine özgü bir atmosferi olduğuna ya da o mekanın ‘’ruhu’’ olduğuna inanılırmış.

Son olarak (sormazsam olmaz) İstanbul hakkında ne düşünüyorsun? Bu tarafları keşfetme planları?

Sadece bir kere İstanbul’da bulundum, o da 15 yıl önceydi. İlk görüşte aşktı diyebilirim. Harika bir şehir... Kokularına, ışığına ve kontrastına dair hafızamdan silinmeyen anılarım var.

Şimdi sana birkaç kelime vereceğim, bu kelimeler senin için ne ifade ediyor diye sorsam?

Sor☺

Müzik?

Ruh

Hayal?

Akıl

Gerçek?

Ayaklar

İlham?

Duyular

İkonik?

Burun

Motto?

Ağız

Köken?

Bacaklar

90’lar?

Saç

2000’ler?

Dişler

Hahah! Metaforlar



Tekrar konuştuğumuza sevindim;) Teşekkürler... ☺

http://federicobabina.com/
http://society6.com/federicobabina