Bir Bilene Sorduk!
11 Haziran 2014
Uzun zamandır ilham veren pek çok güzel şeyde imzası olan Fem Güçlütürk; şimdilerde Labofem’le karşımızda. Sukulentlerle iyi geçinmenin yollarını sorduk, anlattı.

Hayatımız, yaşam koşullarımız ve tempomuz çok zorlayıcı olduğu için mi ancak kaktüs gibi yalnız-güçlü karakterlerle iyi geçinebiliyoruz?

Kaktüs değil, tüm bitkiler bir kere! “Salon” bitkileri diyelim. Tropik bitkiler de dahil. Ve tabii sukulentler, ki kaktüsler de bir sukulent türü. Ama sorudaki cevap doğru. Dayanıklı, karakteristik, kendine has, uyumlu ve dirençli, komik, şaşırtıcı ve kanaatkarlar. Dilleri de duymaya alıştığımız çemkirme dilinden uzak.




Neden birden bir sürü insan bitkilere merak sardı sence?
Doğaya ve köklerimize özlem mi duyuyoruz?


Genel geçer, söylenir unutulur işlerin kalıcılığı, toprağa değmek, pis enerjiyi atmak ve her canlının geldiği toprağa geri döneceğini artık anlamış olmak belki.

Kaktüsler işgalci mi? Sanki dövme gibi yayılmacı bir politika izliyorlar, ne dersin?

Kaktüsler hiç işgalci değil, sadece seralarımızın tüccar sahipleri kaktüs ithalatına ağırlık verdiler, Beşiktaş alt geçitteki çiçekçi bile Instagram’dan kaktüs satabiliyor artık! Dünyayı zaten ele geçirmişti, sıra bize geldi.



Çocukluğunda çevrende bu işlere “takık” biri var mıydı?

Yoktu ama annem yüksek mimar. El işi (şimdinin modası DIY) bizim evde her zaman, her işte bulunurdu. Bana kapitone kayak takımı dikmişliği bile var! Dayım da mimardı, o da tahtadan oyuncaklar yapardı. Bitkiler de sıradışı formları ile evimizin her yerinde bulunurdu.

Kendine hep farklı kapılar açtığını biliyoruz; peki ofis odaklı çalıştığın dönemde de var mıydı kaktüs merakı? Yoksa zamanla bir nefes alma yolu olarak mı girdin?

90’lı yıllarda taşındığım bir terasta bana miras kalan endemik türlere süt anneliği yapmakla başladı. 99 depreminden sonra terastaki 100 farklı bitki ve saksı yüzünden apartmandakiler bana dava açtılar, tepemize inecek diye! Hakim gülüp geçti tabii. O günden bugüne arttı da arttı.




Hayatını bu yöne doğru evriltmek zor oldu mu? Etrafındakiler şaşırdı mı, destekledi mi yoksa muhalefet mi ettiler?

Pek kimsenin umurumda olmadığını bilir bilenler! Yakın çevrem de beni bir hayata bin farklı tat sığdırmamla sever. Önceki drastik değişimlerimden zaten cesaretim vardı, sarsıldığı kısa anlarda da yakınlarım destek oldu tabii, bana kendi gücümü hatırlatarak!

Günlük mesain nasıl? Çok yoğun olduğunu biliyoruz…

05.00’te içtima, gün doğana kadar bilgisayar işleri -kahve eşliğinde- sonra ekim ve sulama, varsa ilaçlama, gününe göre bitki veya saksı avı, eşleştirme/yaratıcı süreç, satış takibi, sorulara laf yetiştirme, mal teslimi, hava kararınca da yine bitki kitaplarına gömülme. Saat 22.00 civarı da bitkisel hayata geçiş. Bin yıldır erken yatar erken kalkarım, hatta “aaa” diyenlere fotosentez ile yaşadığımı söylerdim. Nitekim doğru habitatımı buldum bu işle. Metabolizmam düzeldi. İlk defa rejimdi, mezoterapiydi demeden ideal kiloma ulaştım.

Seramikleri bulmak için nerelere gidiyorsun? Neler yapıyorsun?

Takip ettiğim, işlerini beğendiğim insanları arayıp buluyorum, meseleyi anlatıyorum, sipariş veriyorum. Herkese bir ilham oluyor anlattıklarım, sonuçları da Instagram’da görüp beğeniyorlar, pek güzel ortak çalışmalar yapıyoruz. Bazı tasarımcılar görüp kendileri teklif ediyorlar. Bir kısmını da bit pazarı, antika pazarı ve yurtdışı seyahatlerinden topluyorum.



Instagram’daki fotoğrafları sen mi çekiyorsun?

Evet, tamamen homemade. Daha önce gittiğim fotoğraf kursları işe yaradı.

Labofem’in çalışma sistemi nasıl? İnsanlar sana nasıl ulaşıyor? Beğendiklerine talip oluyorlar ama kendi seramiğini ya da kaktüsünü getirip “şunu adam eder misin?” diyenler de oluyor değil mi?

Sosyal medya ve bugüne kadarki işlerimden beni bilenler, onlardan duyanlar buluyor. Web sitesinden alan, kendi kasesini kapıp gelen, evde yaparken fotoğraf gönderip teknik soran, ölmekte olanı getiren, ev atölye’ye gelip birebir benimle eken biçen dahi var.




Bu işe başlamak isteyenler için evde olması gereken temel malzemeleri say desem?

Bol ışık, hava, sabır, sevgi, ilgi ve karşısındakini dinleme becerisi. Bitkiler de çok şey anlatıyor, iş ki gördüğünü okuyabil. “Greenfinger” olmak şart değil, anlayışlı olmak, içgüdüleri serbest bırakmak iyi bir başlangıç olur.

İçinden kaktüs geçen film, kitap, müzik önerin var mı blank okurları için?

Kaktüs değil, sukulent var, Sanseveria trifasciata (yani Paşa Kılıcı veya Kaynana dili diye bildiğimiz bitki) formu sebebiyle külttür. Havayı temizlediği söylenir ve Feng-Shui’de de yeri vardır. 1930’lardan beri TV şovlarında dekor olur, hatta 86 yapımı Blue Velvet’ta da görürüz. Kitap dersen onlarcası var, sayfalar yetmez! Şu anda bende galiba dokuz adet filan farklı Sukulent/Kaktüs kitabı var. Merak edenler bana sorsun, hangisi niye lazım anlatırım.

Ve son soru: Parmağımıza diken battığında ne yapmalıyız?

En son Agave (tekila yapılan) dikeni battığında -ki belki alkol kafası yapar dedim yapmadı- yağ sürdüm çıkmadı, dezenfekte iğne ile deştim olmadı, koli bandı yapıştırdım çektim, her şey çıktı o çıkmadı! Özel hastaneye gidip mikro cerrahi parası vermek istemediğim için dişçi arkadaşıma gittim, “farz et ki bu bir kürdan, bu da diş eti, al ne yaparsan yap” dedim. Çıkarttı. Ama tavsiyeler şunlar; yağ sürünce vücut atıyor, iğne yumuşuyor, kırılmadan çıkabiliyor, bir de geçenlerde batana başka bir sebeple aldığım antibiyotikli kremden sürdüm geçiverdi. Ama siz beni dinlemeyin, cımbızla çıkmıyorsa deri hemen üzerine doku işliyor, bir an önce gidip aldırın.

Mutlaka siteye bakın, baktırın!
www.labofem.com